"Ali Topu Bana Atma!"
- Mr. Yörük
- 4 Haz
- 4 dakikada okunur
Kemal Kılıçdaroğlu için bir lakap olsaydı, herhalde bu olurdu. Yıllardır ama yıllardır Kılıçdaroğlu'nun siyaset yapma tarzında hep bu vardı: Topu taca veya başkasına atmak, sorumluluk almamak, açık konuşmak yerine mesajı dolaylı vermek... Bunların hepsi, Kılıçdaroğlu'nun siyaset yapma biçimiyle tamamen örtüşmektedir.
2022'nin sonlarında İmamoğlu'na açılan "ahmak davası" nedeniyle siyasi yasak gündemdeyken Kılıçdaroğlu'nun, "Hiç kimse İmamoğlu'nun İstanbul'a hizmet etmesini engellemeyecek" açıklaması yaptığı dün gibi aklımdadır. Görünüşte "İmamoğlu'nu savunmak" amacıyla yapılmış bir açıklama gibi durmaktaydı. Oysa siyasetle uğraşan ve az buçuk siyasi iletişimden anlayan her insan, bu çıkışın aslını biliyordu. Kılıçdaroğlu bu cümleyle İmamoğlu'na aslında, "Senin işin, senin yerin İstanbul'dur; oradan devam edeceksin" mesajı veriyordu. O davanın görüldüğü günün akşamında, Saraçhane mitinginde Meral Akşener resmen İmamoğlu'nun adaylığını ilan eder gibi konuşurken Bay Kemal neredeydi? Ülkenin en önemli belediye başkanının davası görülürken kendisi neredeydi? Almanya'daydı. Hem yer ve zaman bilmez, hem meydanı kaptıran, hem de pasif-agresif alt metinli açıklamalar yapan bir "liderden" bahsediyoruz.
Kılıçdaroğlu'nun siyaset yapma şeklini tek bir programda anlamak isteyenler için harika bir tavsiyem var: 2023 seçiminden sonra Sözcü TV'nin Kılıçdaroğlu ile yaptığı soru-cevap programını mutlaka izleyin. Gazetecilerin, "Kurultayda aday olacak mısınız?" sorusuna, "Ben bu partiye genel başkan olmak istemedim, millet istedi oldum" ve "Liderin ne önemi var? CHP demokratik bir partidir, liderin kim olduğunun bir önemi yok" tarzındaki açıklamalarını hatırlayanlarınız vardır.
2023 seçimleri, CHP tarafından kaybedilmiş bir seçimdi. O zamanın atmosferini unutmayan yoktur; iktidarın en zayıf olduğu sene 2023'tü. Bu seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu, yine aynı programda, "Biz seçim kaybettik, bu sonuç çok ağır argümanlarını asla kabul etmiyorum" cümlelerini kurabilmişti. İsmail Saymaz'ın, "CHP neden 2023'ü kaybetti, bir rapor çıkarttınız mı?" sorusu üzerine ise, "Biz kırsalda daha az oy alıyoruz, bunu keşfettik" diyordu. Halbuki CHP'nin kırsalda az oy alması durumu neredeyse 20 yıldır bilinen yapısal bir siyasi olguydu! Fakat Kılıçdaroğlu, "Hayır efendim, bu yeni ortaya çıkan bir şey, eskiden böyle bir şey yoktu" tarzında cümleler kurmaya devam ediyordu. Yıllarca "Çiftçinin beli büküldü, çiftçi hiç iyi durumda değil" diye meydan meydan dolaşan Kılıçdaroğlu, yine aynı programda kırsaldan oy alamama nedenlerini şu argümanlarla savunuyordu:
Köylü sadece TRT izliyor.
Kırsal bölgeler, ekonomik sorunlardan az etkilenen yerlerdir. Köylüye 500 TL verin, harcayacak yer bulamaz.
Bu açıklamalardan bir karakter analizi yaparsak karşımıza; sorumluluk almayan veya kabul etmeyen, seçim zamanında kırsaldaki sorunlardan bahsederken aslında ne kadar samimiyetsiz olduğunu ele veren, kendi başarısızlığını halkın cahil olduğunu iddia ederek örtbas etmeye çalışan ve özeleştiri yapmamak pahasına hiçbir eleştiriyi kabul etmeyen başarısız bir lider portresi çıkar.
PEKİ YA ŞİMDİ?
Günümüzde Kılıçdaroğlu’nun bu "belirsizlik", "topu başka yerlere atma" ve "iyi niyetli ama niyetini gerçekleştiremeyen adam" rolünü hala bir SİLAH gibi kullanmaya devam ettiğini görüyoruz. Özgür Özel'in paylaştığı telefon görüşmesinde de aynı üslubun ve oyalama taktiğinin devrede olduğu net bir şekilde anlaşılıyor. Gelin, Özgür Özel'in yayınladığı o konuşmadaki Kılıçdaroğlu söylemlerini birlikte inceleyelim.
Mutlak Butlan kararının çıktığı günlerde Kılıçdaroğlu, Özgür Özel'i arar ve sorar:
"Ne yapmalıyız?"
Burada net bir şekilde görüyoruz ki Kılıçdaroğlu, Özgür Özel'i hâlâ bir "karşı cephe" olarak konumlandırıp onun ne istediğini, pes edip etmeyeceğini veya kurultayda diretip diretmeyeceğini anlamaya çalışıyor. Özgür Özel de, "Kurultay toplanmalı" diyerek niyetini açıkça belli ediyor (zaten ne isteyeceğini tahmin etmek çok da zor değil).
Kılıçdaroğlu'nun bir sonraki cümlesi ise şu oluyor:
"Bize 'kurultay yapamazsınız' diyorlar."
İşte bu argümanı Kılıçdaroğlu'na "kimin" söylediği kritik nokta. Bu konuda iki kanaatim mevcut: Birincisi kendi kurmayları, ikincisi ise Mutlak Butlan kararı. Benim fikrime göre Kılıçdaroğlu, mahkeme kararını bahane ederek bu cümleyi kurmaktadır. Oysa mahkeme kararına baktığımızda, mahkemenin "CHP tüzük maddeleri kullanılamaz" veya "Kurultay yapılamaz" tarzında hiçbir tedbir kararı yoktur. Özgür Özel de yanıt olarak, "Siz isterseniz kurultay yapılır" diyor. Burada Özel'in atıf yaptığı durum, parti tüzüğünün 48. maddesidir; yani "Genel Başkanın çağrısıyla partinin olağanüstü kurultaya gitmesi" yetkisidir.
Kılıçdaroğlu'nun buna yanıtı ise adeta bir siyasi tiyatro:
"O zaman tamam, arkadaşlar otursun konuşsun. En uygun zamanda yapalım."
İşte burada Kılıçdaroğlu'nun en net taktiksel yüzüyle karşılaşıyoruz. Tüzükten haberi olmayan bir eski genel başkan rolüne bürünüp, "Aaa, böyle bir tüzük maddemiz mi var? O zaman tamam" tavırları sergilemesi, bu konuşmayı tam anlamıyla "ikiyüzlü siyasetin tanımı" seviyesine taşıyor. "Arkadaşlar otursun konuşsun" cümlesi de, "Madem böyle bir maddemiz var, emin olmak için parti üst yetkilisi arkadaşlar bir değerlendirsin" demektir. Burada da yine Kılıçdaroğlu'nun sorumluluk kabul etmeyen, topu taca atan, "niyeti iyi ama engellenen insan" rolü oynayan o kronik hal ve hareketlerinin tekrarlandığını görüyoruz. Çünkü Kılıçdaroğlu, yarın o oturup konuşacak "arkadaşları" yine bahane ederek, "Partideki arkadaşlar öyle demiyor, hukuken kurultay yapamıyoruz" tarzında konuşabilir ve yeniden "çaresiz rolü yapan adam" olabilecektir
"En uygun zamanda yapalım" cümlesi ise, "Aslında ben de kurultay istiyorum ama engeller var" alt metnini taşıyor. "En uygun zaman" kalıbı zaten ucu tamamen açık bir oyalamadır. Kime göre uygun? Neye göre uygun? İktidar bloğu gücünü pekiştirdikten sonra mı uygun? CHP, halk nazarında kan kaybettikten sonra mı uygun? Yoksa CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in deyimiyle "en uygun zaman, en kısa zaman" mıdır? Bence mevcut genel başkanın "uygun zaman" yorumu son derece doğru ve haklı olanıdır.
ÖZETLE
Kılıçdaroğlu, hâlâ eski Kılıçdaroğlu'dur. Kılıçdaroğlu "dürüst", "masum" ve "mağdur" olan kişidir; bu sebeple hakkı yenen bir adamdır (!). O sadece kendi milleti refah içerisinde yaşasın isteyen bir halk adamıdır, bir Pirodur (!). O her zaman "siyaset oyunu yapmayan", "olduğu gibi konuşan", "dik duran" ve "koltuk sevdası olmayan" bir liderdir (!).
Bu tezleri bugün hâlâ savunan birileri varsa, onların artık siyasi akıl sağlığından şüphe ediyorum. Kılıçdaroğlu'nu hâlâ "halkın adamı" olarak görenlerin bu ısrarlı desteğini ise Türk milleti için bir şans sayıyorum. Çünkü bu sayede siyasette kimlerin rasyonaliteden ne kadar uzak olduğu net bir şekilde görülecek ve bu insanlar, adeta bir laboratuvar deneyindeki turnusol kağıdı gibi tek tek ortaya çıkacaklardır.
Sonuç itibariyle Kemal Kılıçdaroğlu, kurultay konusunda "cahil numarası yapmaya" ve kurultayı yaptırmamak için direnmeye devam edecektir. Değişimden yana olan CHP'li dostlara söylüyorum: Koltuğu gönüllü şekilde bırakmak gibi bir durum asla söz konusu olmayacaktır. Delegelerin imzalarıyla o kurultay söküle söküle kurulmalı ve Özgür Özel'in kurumsal meşruiyeti tescillenmelidir.
Bütün okurlarıma sevgiler ve saygılarla...




Yorumlar