ÜRETİM TASFİYE EDİLİYOR
- Mr. Yörük
- 6 gün önce
- 4 dakikada okunur
Bunu abarttığımı düşünebilir, bunu bir "clickbait" olarak görebilirsiniz ama hayır, gerçekten de durum böyle. Gerçek anlamda emeğin sömürüldüğü, üretimin değersizleştirildiği iğrenç bir ekonomi düzeneği ile karşı karşıyayız.
Uzun zaman sonra yazımı yazmaya karar verme sebebim, ekonomik verileri taramamla başladı. Enflasyon ve faiz verilerini taramamla birlikte, yaklaşan ekonomi felaketin farkına vardım. İşte bu ekonomik düzeneğin nasıl çalıştığını sizlere paylaşacağım.
2023 yılında Mehmet Şimşek göreve gelirken devraldığı Türkiye'nin ekonomisi çok kötü bir durumdaydı. Büyüme hırsı uğruna hiperenflasyona doğru gitmekte olan, freni patlamış bir kamyon misali bir ekonomi vardı. Bunun en büyük sebebi de düşük faizin getirdiği "tüketim patlamasıydı." Tüketim o kadar fazla artmıştı ki, ürün başına talep her gün artıyordu. Bu da ürünü daha değerli kılıyor, değerinin artmasına sebebiyet veriyordu. Üretimin arttırılması içinde şirketler, daha fazla hammadde ve ara mal satın alımına yöneldi. Ara malı da ithal eden bir ülke olarak, daha fazla ithal ettik. Bu da ülkedeki döviz rezervlerini eritti ve daha değerli hale getirdi. Euro ve doların karşısında Türk Lirası'nın değeri eridi. Nas Ekonomi Modelinin çöpe atılması ve gerçekçi, öngörülebilir ekonomi politikalarına geçilme vakti gelmişti. Bu sebeple kavgalı olunan Mehmet Şimşek, tekrar ekonominin dümenine geçirildi. Mehmet Şimşek de "acı ilaç" olarak faizleri yukarıya çekti. Aslına bakarsanız bu acı ilaç, genellikle ücretlere uygulandı. Çünkü enflasyon, faiz artırımına rağmen faiz gelirinin üstündeydi. Yani üretim yapmak, yüksek borçlanma maliyetlerine ve atıl parayla yüksek faiz geliri opsiyonuna rağmen hala daha cazipti. Buna ek olarak yüksek faiz ortamında olunsa bile, yüksek enflasyon sebebiyle alınan borcun; yıl sonunda şirket için bir resmen bir hibeye dönüşmesi durumu vardı. Çünkü yıl başında alınan borç, yıl sonuna kadar gelişen enflasyon sebebiyle değeri düşüyor ve şirket rahatça borcunu ödeyebiliyordu. İşte bu yüzden Türkiye 2024'te %3,2; %3,6 oranında büyüdü. 2023-25 arasında sanayi üretimi %4,6 büyüdü. Yani yüksek faiz ortamına rağmen, Türk ekonomisinde üretim sağlandı. Çünkü denklem basitti: Enflasyon eğer ki, faiz gelirinin üstündeyse üretim daha yüksek gelir getiriyordu. İşte bu yüzden bu yüksek faiz denkleminde enflasyon tamamen bastırılmadı. Bir anda enflasyonu kökten bitirmek kolay iştir. Milei bunu sadece 1 yılda yaptı. Yıllar boyu hiperenflasyonlar yaşayan bir ülkeyi, tek 1 yılda enflasyonu dizginledi. Türkiye'de bunun yapılmama sebebi, üretimin korunmasıydı. Ama an itibariyle 2026 yılının Türkiye'sinde işler değişiyor.
Merkez Bankasının yayınladığı piyasa aktörlerinin belirttiği "Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi" verisine göre yıl sonunda enflasyon yaklaşık %30 civarında. 12 ay vadeli faiz gelirinin oranı ise %47'ye kadar çıkıyor ( bankadan bankaya göre değişiyor, ortalama minimum %40 civarında). Yani faize yatırım yapmak, artık üretime yatırım yapmaktan daha cazip. Çünkü üretim yapmak her zaman bir riskken, faize yatırım yapıp devlet tahvili almak her zaman bir gelir garantisidir. Bu aklın en temel sebebi "devlet iflas edemez, ederse de darphaneden para basar. Yine paramızı öder" (Tabi bu düşünce, Rusya'nın 1998 yılında yaşadığı krizle biraz zedelense de hala geçerli bir düşünce). Bu durum ise ülkenin üretim üslerini, kademeli bir şekilde tasfiye ettiren bir süreçtir. Çünkü enflasyonun düşmesi hem kredi alımlarını düşürür hem de üretimi pahalı ve değersiz hale getirir. Bu durumda kim üretim yapmayı tercih eder? 2024-25-26 yıllarının, 1. çeyrek (Ocak - Şubat - Mart) ekonomi büyümelerinin rakamlarını aldık. ( Mevsimden ve takvim etkilerinden arındırılmış sağlıklı büyüme rakamları ) 2024: %2.4 2025: %1
2026: %0.1
Artık inkar edilemeyecek bir duruma gelmiş bulunuyoruz. Türkiye ilk 3 ayında SADECE %0.1 BÜYÜMÜŞ DURUMDA! Yani Türkiye artık, yüksek gelirlilerin ve döviz bozdurarak tahvil alan yabancıların parasına para dediği Türk vatandaşının aleyhine işleyen bir "SAADET ÇARKINA" dönüşmüştür. Artık Türkiye'nin faiz reçetesini en acı şekilde hissedeceği yıllara girmektedir. Bize "asıl acı senaryo geçti, artık çok iyiyiz!" diye yalanlar anlatan Mehmet Şimşek, bizi aslında en zor zamana hazırlatıyor! Yaklaşan tehlikeyi sizlere anlatmak istiyorum.
Erdoğan'ın "tek haneli enflasyon" takıntısını biliyorsunuz. Bu bizim de istediğimiz bir şey ama bu yazıyı okuduktan sonra isteyemeyeceksiniz. Çünkü şu anki senaryoda enflasyonun tek haneye çekilme yöntemi; ithalata bağımlılığı yükselen, yerli üretimi tasfiye eden bir ekonomi profili çiziyor. Yüksek iç enflasyona rağmen döviz kurunun baskılandığı bir ortamda yerli üretim daraldıkça, ölçek ekonomisi kaybolacak ve birim maliyetler tırmanacaktır. Bu durum, yılbaşında görece düşük kurla yapılmış yüksek stoklu ithal malların satılmasını ve ithalatı, yerli üretime kıyasla çok daha ucuz ve cazip hale getirecektir. Ayrıntılı şekilde size olacakları anlatayım.
Eğer ki bir parayı atıl bırakıp, 12 ayın sonunda üretimden daha fazla gelir elde ediyorsa; üretici devlet tahvillerine yönelip faize yatırım yapacaktır. Bu durumda üretim düşecektir. Eğer ki üretim düşüyorsa (ki az önce belirttiğim TÜİK verisinde de aynen dediğim onaylanıyor ), enflasyonun büyümemesi için düşen üretime olan talebinde düşmesi gerekiyor. Talep dediğimiz şey, vatandaşın alım gücüdür. Bu durumda vatandaşın yıl sonunda "oh be, biraz nefes alalım" dediği asgari ücret zam zamanında hepimizi şok edecek kadar düşük bir asgari ücret zammı ile karşı karşıya kalacağız. Zaten yıllardır gerçekliği yansıtmayan TÜİK enflasyon verisinin bile altında zammın verildiği yıllardan sonra bile, bu düşük zam hepimizi şaşırtacaktır. Bu sadece standart Türk vatandaşı için geçerli olmayacak. Nakit sorunu çeken ve rekabette zorlanan üretici ve inovatif KOBİ'lerin de tasfiye edilmesi demektir. Ücret maliyetlerinin sürekli düştüğü bir ortamda da, emek gücünün ön plana çıktığı turizm sektörü bir nebze olsun nefes alacaktır. Bu süreç içerisinde kasasında yüksek nakit barındıran şirketler (ki bunların birçoğu ahbap-çavuş kapitalizminin ürünü), parayı basıp yılbaşında ucuz olan ithalat ürününü yıl sonunda kadar daha pahalıya satacaktır. Ahbap-çavuş kapitalizminin şirketleri parayı "dolar alıp stok yapmaya" harcamaz. Baskılanan kur sayesinde yurt dışından ucuza hazır mal getirir, içeriye sürer. Yerli üretici ise yüksek faiz, yüksek işçilik ve enerji maliyetiyle üretim yapamadığı için fiyat tutturamaz ve batar. Pazar tamamen bu ithalatçı çetelere kalır. 2026 ve sonraki yıllardaki ekonomi "rekabeti düşük, büyük balığın bütün küçük balıkları yuttuğu, GİNİ katsayısının rekorlara doğru koştuğu" bir tablo önümüze serecektir.
Benim yıl sonunda ekonomik büyüme oranı beklentim %2 civarında olacağı yönündedir. Bunun da sebebi olarak Türkiye'nin yaz aylarında lokomotif gibi çalışan Turizm sektöründen dolayıdır.
Kemerleri bağlayın; daha fakir, daha dışa bağımlı, gelirin %1'e aktığı bir Türkiye geliyor.




Yorumlar