TRUMP KORKUSU: ALMAN ALTINLARI
- Mr.Sait
- 1 Mar
- 6 dakikada okunur

Uzun bir süre sonra, tekrardan sizlerin karşısındayım sevgili okurlarım. Uzun zamandır, dış politika ile ilgili yazılar yazma fikri aklımda vardı. En sonunda bunun ilk adımı olan yazımı sizlerle paylaşıyorum. Bu yazımda, Trump'ın öngörülemez politikalarının sebep olduğu paranoyanın ne denli büyüdüğünü ve AfD'nin savunduğu bir politikayı nasıl olur da Merkez Sistem Alman Partilerinin savunduğunu göreceksiniz.
Kasım 2024 yılından günümüze kadar gelişen küresel büyük olayların ve ülke politikalarının gözden geçirilmesine sebep olan olay, Donald Trump'ın 2. kez ABD başkanı olmasıdır. Make America Great Again sloganı arkasında gerçekleştirilmeye çalışan programın ana kaynağı, ABD'nin sahip olduğu uluslararası para ve baskı gücüdür. Kanada ekonomisinin ABD'ye %75 ihracat ve %50 ithalat yapmasını fırsat bilerek gümrük vergilerini arttırıp, 51. eyalet söylemleri ortaya koyması. Grönland'ı alabilmek için kendisine karşı çıkan ülkelere ek %10, sorunun daha uzaması durumunda %25 gümrük vergisi koymak istemesi artık Avrupa ile ABD arası ilişkilerin eskisi gibi olmayacağını bize gösteriyor. Trump'ın bu politikaları yapmasının arkasındaki motivasyon her ne kadar Çin'i ve Rusya'yı etkisiz hale getirmek olsa da, kendi müttefiklerini hedef alarak ve sonuç alamayarak kendi topuğuna sıkmaktadır. Almanya'nın Çin'e, büyük Alman sanayi şirketlerinin temsilcileri ile gitmesiyle ABD'ye karşı elini güçlendirme girişimleri olarak yorumlandığı bir zamanda şimdi de Alman altınları gündeme geldi.
Alman Merkez Bankasının sahibi olduğu 220 milyar dolar altın, an itibariyle New York FED kasalarında durmaktadır. Bu toplam Alman altın rezervinin %36'sı etmektedir. Almanya'nın FED kasalarında bu kadar altın olmasının ana sebebi, Soğuk Savaş günlerinde ihracat fazlası veren Almanya'nın, bir gün olur da Sovyetler Birliği tarafından işgal edilme girişimlerine karşı önlem olarak ve Bretton Woods sisteminin bir sonucu olarak ihracat fazlası veren Almanya, kazandığı dolarlarla FED'den altın satın alabiliyordu. Yani Almanya'nın FED kasalarında altın tutması, bir siyasi strateji veya karşılıklı bağımlılık gibi esaslara dayanmıyordu. Bilakis, Almanya'nın altın tasarrufları ve güvenlik tedbirlerinden doğan bir ihtiyaçtı. Şimdi ise bu altınlar, Trump'ın "deli" politikaları sebebiyle Alman uzmanlara göre tehdit altında. Aslına bakarsanız bu politikaları AfD, çok öncesinden beri savunuyordu. AfD'nin bugün başkan yardımcısı sıfatıyla bildiğimiz Boehringer Peter, bu politikayı ta 2013 yılından beri savunuyordu. Gelin bu tezini beraber bir yakından inceleyelim. Az önce size Almanya neden ABD'de altınını tutuyor demiştim, o konuyla da bağlantı kuruyor Boehringer.
2013 senesinde Peter Boehringer bu konuyu hatta bir eser haline getiriyor. Adı da "Holt unser Gold heim" Türkçesiyle "Altınlarımızı Eve Getirin". Bu tezinde aynen şu argümanlar kullanılmakta:
1- Almanya, artık Soğuk Savaş günlerini geride bıraktı ve askeri gerekçeler kalmamıştır
2- Almanya'nın yaptığı herhangi bir antlaşmanın, bu altınların anavatana getirilmesine hukuki bir engel teşkil etmemektedir.
3- Bu altınlar, Euro’ya olan güvenin nihai olarak kaybedilmesi durumunda, yeni bir para biriminin kısmi karşılığı olarak acil durumlarda ihtiyaç duyulabilecek bir rezervdir.
4- Altınların nakliyesi, bağımsız denetçiler tarafından denetlenmeli ve ulusa şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmelidir.
5- Dövizin değeri, altın karşılığı olduğu dönemlerde ekonomi yavaş ama istikrarlı bir şekilde büyümüştür
6- Euro kurtarma paketlerinde altınların, el konulduğu veya kayıtlardan düşürüldüğü ( iddia ).
7- Altın karşılığı döviz sistemi olmadığı için 2008 krizlerinin ortaya çıkmasının nedenlerinden biri olmuştur. ( Burada ekonomilerin altın karşılığı para basımı politikası terk etmesinden dolayı oluşan disiplinsiz büyüme politikalarını eleştirmekte ve suçlamaktadır. )
8- Altın stokları şeffaf olmayan yöntemlerle yabancı bankalarda stoklamaktadır.
Boehringer'ın Alman Merkez Bankasının altınlarının geri getirilmesi ile ilgili savunduğu politikalar ve sebepler, klasik bir korumacı ve milliyetçi ekonomi politikası gibi gözükebilir ama bunun Bretton Woods ve Nixon ile ilgili derin bir arka planı var. 2. Dünya savaşından sonra bazı ABD'li politikacılar, artık ABD'nin neredeyse tek güç olduğu bir dünyada uluslararası ticaretin "Amerikan Doları" üzerinden yapılmasını savundular. En nihayetinde White Planı gibi planlarla bu operasyonun taslakları hazırlandı. Plana göre "altın yine merkezde olacak, dolar altının karşılığı kadar olacaktı ve diğer dünya ülkelerde altın karşılığında dolar alarak dünya ticaretine adapte olabileceklerdi." Ayrıca kur karşılıkları sabit kalacaktı ve mecbur olunmadıkça değişim olmayacaktı. Sistemin amacı her ne kadar da dünya ticaretinin daha kolaylaştırmak ve Amerikan hegemonyasını pekiştirmek olsa da, sistem en başından sıkıntılıydı. ABD, altın standartlarına -doların uluslararası ticaretteki hacmi büyümesi beklenenden çok ama çok hızlı oldu ve ABD dolar para arzını karşılayabilmek için para basarak- riayet etmedi. Sahip olduğu altın miktarına karşılık para basması gerekirken, gereğinden fazla dolar basmaya başladı. Bu da Batılı devletleri paniğe sevk etti. Çünkü rezerv karşılığında dolar olması gerekenden çok fazla miktarda dolar, piyasaya sürüldü. Bu da Batılı devletleri, altınları geri alma konusunda paniğe sevk etti. Batılı devletlerin, bu talebi elbette ki ABD'yi endişelendirdi. Çünkü ABD'nin elinde Batılı devletlerin vereceği kadar dolar karşılığı altını yoktu! Elbette ki Nixon tarafından keskin ve güven kırıcı şekilde bu mesele güven kıracak şekilde halledildi. 1971 yılında Nixon, dolar karşılığı altın satımını durdurarak büyük bir karar verdi. Bu kararla birlikte 1945 yılında faaliyete geçen sistem, sadece 26 yıl ayakta kalabildi. Bu olay, para politikaları için dönüm noktası olmuştur. Artık altın karşılığı dolar politikası terk edilerek, tamamen para basmaya ve dengesiz büyümeye yönelik politikalar yayılmaya başladı. Çünkü altın standartı politikası gereği, sahip olunan altın miktarı kadar dolar basılabiliyordu. Bu politika sayesinde para politikalarından doğacak enflasyon riski uzun vadede neredeyse sıfırlanıyor, mali disiplini maksimize ediyordu ( kısa vadede süründürüyor olsa da uzun vadede gerçekten işe yarayan bir disiplin politikasıdır ). O disiplin, Nixon Şoku ile yok edildi. Dolar ise küresel etkisini kaybetmemek için üretim için gerekli olan petrolün, alım satımlarını dolar cinsinden yapılmasını sağlayarak dolar yine önemli bir döviz olarak günümüze kadar gelmeye devam etti. Bunun en büyük önayak ülkesi, Suudi Arabistan olmuştur ve günümüzde de petrol, ABD doları ile satılan bir mal olmuştur. Bretton Woods sistemi her ne kadar çökmüş ve istikrarsızlık getirilmiş olsa da, döviz kurlarının karşılıklarının sabitlik zorunluluğu kaldırıldı ve esnek döviz kurlarına geçiş başladı. Bretton Woods sisteminin en büyük sorunlarından birisi de ABD'nin her ne kadar altın karşılığı dolar politikasını uygulayacağını belirtmesine rağmen, bu politikayı esnek tutarak para basma eğilimlerinin yüksek olmasının bir sonucu olarak yüksek enflasyonun ortaya çıkmasıydı. Dolar enflasyonu arttıkça, ellerinde dolar dövizi bulunduran ülkelerin parası kendiliğinden eriyor ve değersizleşiyordu. Bu da maliyetleri arttırıyor ve kendi ülkelerinde de enflasyonun körüklenmesine sebebiyet veriyordu.
Diğer bir konu ise Euro Borç Krizidir. Boehringer ve diğer EURO karşıtlarının argümanına göre; Yunanistan, İspanya, İtalya ve Portekiz gibi ülkelerin sahip olduğu yüksek borçlar, EURO'nun çökmemesi için Avrupa Birliği ülkeleri tarafından oluşturulan fonlarla sağlanmıştır. Kriz içerisindeki ülkelere ( Özellikle Yunanistan'a ) ekonomilerini yürütebilmeleri için sermayedarlardan ucuz krediler vermişlerdir. Fakat burada sorun şuydu. Batmak üzere olan bir ülkeye hiçbir sermayedar, ucuz kredi vermez. Krediyi ucuz yapan düşük faiz oranıdır. Avrupa bunu dolaylı yoldan yapmaktadır ve bu borçların teminatı olarak Alman altınları gösterilmiştir. Sadece bununla kalınmadı. TARGET2 adında bir sistem kuruldu. Sistem çok basittir. Yunanistan'dan bir vatandaş, Alman marka otomobil almak için Yunanistan Merkez Bankasına başvuruyor ve parayı bankaya yatırıyor. Banka da Alman Merkez Bankasıyla iletişime geçiyor, normalde para Alman Merkez Bankasına gönderilmelidir. Ama eğer ki Yunanistan'ın euro rezervlerinin miktarı düşük bir haldeyse, bu para Alman Merkez Bankasına gönderilmez. Onun yerine para Yunanistan'da kalır ve gönderilmesi gereken para miktarı kadar Almanya'ya borçlanır. Almanya alacaklı olurken, Yunanistan daha da fazla borçlanmış oldu. EURO karşıtları, bu iki sisteme isyan eder ve Almanya'nın sömürüldüğünü iddia ederler. Bir bakıma da haklıdırlar. Hangi ülke uzun vadede tahsil edemeyeceğini bildiği bir ülkeye "yok ben bu parayı almayayım, bu sende borç olarak kalsın" der veya hangi ülke bir kıtanın borç sorununu çözmek için altın rezervlerinin yarısını "teminat" olarak gösterir. Akıl alır gibi değil.
İşte AfD'nin 2013'ten beri "Altınları Anavanata Geri Getirin" söyleminin arka planında bu iki önemli olay vardır. Artık üçüncü bir etmen olarak, Trump'ın deli ve öngörülemez politikaları olmuştur. Bu ise AfD'nin altın politikasını savunmasına neden olan bir sebep değildir, yalnızca Almanya'nın merkez sistem partilerinin savunduğu bir argümandır. AfD'ye göre Trump'ın Almanya'ya gümrük vergilerinin koyulup Alman ekonomisinin bu denle kırılgan hale gelmesinin sebebi, kurulan beceriksiz ve popülist Berlin hükümetleridir. Çünkü enerjiye aç olan Almanya'nın "yeşil enerjiye aykırı" diyerek nükleer santrallerini teker teker kapatması, Alman devletini ABD'nin gümrük vergileri karşısında daha kırılgan hale soktu. İşte burada iki zıt görüşün, ortak noktada birleşmesinin sebeplerini ele alalım. AfD zaten EURO'ya karşıt bir durumda "Alman markının" tedavüle sokulması gerektiğini savunuyor ve açıkça baş ekonomistleri olan Peter Boehringer "Altın karşılığı para basımı" politikasını savunması bir tesadüf değildir. AfD, günün birinde iktidar olacaksa ve Almanya'yı EURO'dan çıkartırsa tedavüle koyulacak yeni para birimini Altın karşılığı olarak göstereceklerdir. Bu politikanın savunulmasının sebebi, gerçekleştirilecek olan büyük eylemin doğum sancısından ibarettir. Merkez Sistem Alman Partileri'nin, altınları geri anavatana getirmesi argümanı ise "Trump'ın kan dondurucu tedbirleri" olmuştur. Çünkü Trump, Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yetkilerini kullanarak bu altınları dondurma yetkisine sahiptir. Ama bu kadar ileri gider mi? Orası gerçekten soru işareti. Çünkü Trump gerçekten "bunu cidden yapmaz" dediğimiz her şeyi yaptı. Ülkeyi sanki bilgisayar oyununda oynanan strateji oyunlarında yönettiğimiz ülke gibi yönetiyor. Eğer ki Trump, bu kadar ileri giderse yüksek ihtimalle bütün ülkeler, yabancı varlıklarını ABD'den çeker ve FED, geri dönülemez şekilde güven kaybedebilir. Trump'ın bu kadar ile gitmemesi dileğiyle. Çünkü Çin yükseliyor ve ABD çökerse, onun yükselişini engelleyecek bir süper güç olmayacak.
Sözün özü, 220 milyar dolarlık Alman altın rezervi Merkez Sistem Alman Parti medyalarına ve uzmanlara göre Trump yüzünden risk altına girmiştir ve anavatana geri döndürülmelidir. Bir sonraki yazılarımda görüşmek dileğiyle!




Yorumlar